İsmet Özel, Esenlik Bildirisi'ni yazdığında 29 yaşındaymış, benim yaşımda yani. Nasıl yoğun bir duygu var, kelimeleri öyle bir ritimde araya getirmiş ki, okuduğumda; bir iki dakika sürse de okuması bittiğinde her zaman bir savaşa girmiş, varımı yoğumu ortaya koymuş, kimi zaman yenmiş, kiminde yenilmiş ama alnımın akıyla çıkmış hissederim. 2 dakikada olur bu, bu şiir bize bunu yapar! bir barışma yaşarım ben bittiğinde, göz yaşlarım gözüme hücum eder, o sıralar neyse derdim, bu şiir bana o dertten kurtulmanın yolunu söyler!
Savaşsa yaşamak savaşıdır! hakkını vermek yaşamanın! yağmursa öyle bir yağar ki yağmur, sokaklar ortadan kalkarcasına! Çarşılar pazarlar diyor kokmalı buram buram! kandilse diyor kandil gibi yaşansın, bayramlar bayram gibi, ama bir acı varsa o da yaşansın diyor! kin tutarsınız, sabredersiniz, öcünüzü almazsanız, bir bakmışsınız yaş almadan yaşlanıvermişsiniz!
Aman yarabbi! nasıl da anlatıyor! Ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir! Korkma diyor, ağla, bağır, çağır neyse bedeli ödersin! ve bedelleri ödemekten korkar da girmezsen mücadeleye kapkara çetele oturur yüreğine öylece kenarda beklersin!
Bu şiir hayatımda üç kez bana cevap oldu... İlki üniversiteyi bitirdiğim yıldı, İsmet'i yeni tanımış, kitaplarını yeni almıştım. Rastgele karıştırırken şiirleri bu şiire rastladım, ilk okuyuşta daha nasıl bir lirizm ise sardı beni! o gece kendi kendime defaatle okudum, okudukça keyiflendim, keyiflendikçe okudum! en çok da ilk dörtlüğü sevmiştim! Bursa'daydım, Bursa'da doğup büyümüş yine orada okumuştum. Şehir beni heyecanlandırmıyordu artık ve suçu da şehre atıyordum, her gün gidip aynı sokaklarda dolaşıyor, aynı insanları görüyor içimde kopan fırtınalara eş bir fırtına arıyor ama bulamıyordum yüzlerde, taşlarda, ağaçlarda...
Şiiri okuduğumda nasıl da derdime derman bulmuştum! Bu şehir anca artistik bir hareketle terk edilirse heyecanlı olur duygusuna kapıldım ve yapabildiğim ilk müsait zamanda iki bavula topladım varımı yoğumu koştum İstanbul'a!
Şiirin beni ikinci sarması İstanbul'a gelişimin ilk yılının sonunda oldu. Bir şehri terk etmiş, terk eden ben değilmişim gibi bu terk edişten şehri ve şehirdeki insanları suçlamış İstanbul'a koşmuştum. Oysa İstanbul koynunu açmış beni beklemiyordu bu koca şehirde hakikaten de her sokakta, her köşebaşında aradığım fırtınalı hayat vardı ama kendime burada sakin bir liman bulmak için çabalamalıydım. hatta kendi limanını kendileri yapıyordu burada insanlar! Bu benim için farklı bir yaşama pratiğiydi. Bursa'da dostlar, akrabalar, komşular ile sarmalanmış küçük Gamze şimdi kendine bir ev, bir iş, dostlar, komşular bulmalıydı. Şiir ikinci kez beni böyle bir zamanda sarstı.
Hatırlar mısın bilmem Mehlika... Seninle Karaköy'de bir kafede oturmuş, Sait Faik ve İsmet okumuş, sigara tellendirmiş, derince bir sohbete girişmiştik... Sonbahardı yine... Yeni bir dönem vardı önümüzde. Korkuyordum ve sen de korkuyormuşsun onu anlattın. Ama ellerimi sıkıca tuttun ve rahatla dedin, güven dedin...
Zaman içinde rahatladım ve güvendim hakikaten ama zor oldu... Şimdi aradan 3 yıl geçti, evim, dostlarım, komşularım var. Penceremden İstanbul'a bakıyor ve derin bir nefes almam gerekirken hala korkuyorum.
Bu kez de kendime yer açtığım; limanlar dokuduğum dünyada yaşamaktan korkuyorum.
Kin, öfke ve korkudan örtülmüş kalbimi sıyırmaya çalışıyorum, tutuğum çeteleleri artık yırtıp atmak istiyorum! Tüm bu öfke acı ve korkunun, yaşamaktan korkmayı getirdiğini biliyor, oysa tam da bu kadar büyük bir enerjiyle yaşamaya başlamak istiyorum!
Hep "Üzgünüm Leyla" diyip kaçtım kendimden! Kendimle konuşmaktan, anlatmaktan! Anlatmadıkça da yaşamaktan korktum! Gizli gizli korktum hem de! "Hem de nasıl" korktum.
Oysa yer açsam yaşamaya, yer yer sıkılırım belki, üzülürüm, yorulurum amma keyfine de varırım dünyanın!
Görün ki alkışlanasın! Anlat ki kurtulasın! Elini uzat ki sarmalayan bir el bulasın! Sevgili Mehlika, İsmet'in sesinden gönderiyorum sana şiiri, ama gönlüm isterdi ki karşımda oturaydın, bir elinde sigara, şöyle sen derin bir nefes alırken, diğer gözün kısık bana bakarken; ben sana okuyaydım Esenlik Bildirisini!
Bak öfke, çıdam, kin, vandalizm, öc, nefret... Bunları anlatıyor şiir ama başlığı "Esenlik Bildirisi", şair burada içinde dışında ne varsa dökerek dünyayla barışmanın, sağlıklı, sıhhatli bir yaşamın imkanını arıyor!
Tanpınar diyor ki " Rilke 'Brigge'in Notlarını' yaşamla barışma imkanlarını bulmak için yazmış. Ben de Huzur'u yaşamla barışmak için yazdım."
Huzur'dan bahseden yazılardan birinin adı "Bir Huzursuzluğun Romanı"dır. Brigge'in notları ise bir adamın sanrılarıdır. Tabiri caizse huzursuzluklarını kusmuşlardı, yeni bir başlangıç için...
Bense bu çağın imkanlarından yararlanıp blog yazarak arıyorum bu imkanı, bu blogtan bir dosta yazarak... Belki o dost burnunu çekiyor şimdi, silmeye mendil arıyor burnunu...
Evet sevgili Mehlika, Onlar barışmışlar, darısı benim başıma...
Haa bir de "Öyle yalnız başına barışmak yok hayatla! Ne olursa ya hep beraber, ya hiç birimiz!"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder